Yeni Platonculuğun Arapçaya İntikali: Tarih, Eserler, Meseleler

YENİ PLATONCULUĞUN ARAPÇAYA İNTİKALİ

Saha: İslam Düşüncesi

Hoca: Doç. Dr. Cahid Şenel

Sekreter: Mehmet Zahit Sezer

Faaliyet Türü: Seminer Dizisi

Süre: 4 Oturum

Katılımcı Sayısı: 18

 

Antik Yunan’da ortaya çıktığı haliyle felsefe, milattan önce III. yüzyılda Ptolemaios Soter’in İskenderiye’de kurduğu bir kütüphane ve felsefe okulu ile ilk kez, Hz. İsa’nın getirdiklerinin Roma tarafından kabul edilmesi ve yaygınlaşması ile de ikinci kez bir semavî dinle tanışmış oldu. Felsefe tarihinde ikinci Helenistik dönem veyahut Roma dönemi olarak adlandırılan ve aynı zamanda ikinci tanışmaya konu olan bu dönemde, Eflâtun felsefesini yeni baştan yorumlayıp geliştirmek amacıyla, Yeni Pitagorasçılıktan pek çok öğeyi bünyesinde barındıran yarı mistik bir felsefî öğreti doğdu: Yeni Eflâtunculuk. Doğumundan VIII-IX. yüzyıllar arasındaki Arapça tercüme hareketine kadar olan süreç hem Yeni Eflâtunculuğun Müslümanlar/İslam tarafından tevarüs edilmesi hem de felsefenin üçüncü kez semavî bir dinle tanışması manasına geliyordu. Söz konusu üçüncü karşılaşma felsefe ve dinin öncekilere nazaran daha esaslı bir hesaplaşma içerisine girmesi ve felsefe ve din arasında ortak problemlerin gün yüzüne çıkması ile neticelendi.

Felsefe ve İslam tarihi açısından ayrıntılı araştırmalara ihtiyaç duyduğu izahtan vareste olan bu tarihi olgu, Doç. Doktor Cahid Şenel’in “Yeni Eflâtunculuğun İslam Felsefesine Yansımaları” başlıklı doktora tezi ile incelendi ve bu çalışma 2012 yılında İslam felsefesi araştırmalarına bir katkı olarak akademiye kazandırıldı. Buna binaen, 8-29 Ekim tarihleri arasında İlimler ve Sanatlar Merkezi (İSM) ihtisas kademesinde İslam düşüncesi çalışmaları altında “Yeni Platonculuğun Arapçaya İntikali: Tarih, Eserler, Meseleler” başlığı ile dört oturumdan müteşekkil bir seminer dizisi gerçekleştirildi.

Seminer dizisinin birinci oturumunda Yeni Eflâtunculuğun tarihi arka planı, doğuşu, kaynakları, başlıca temsilcileri ve takipçileri sonraki oturumlarda mevzubahis edilecek felsefî konu başlıklarını tasvir ve tartışmaya zemin olabilecek şekilde kapsamlı bir anlatı ile irdelendi. Bu esnada, Yeni Eflâtunculuğun İslam felsefesine yansımalarını netleştirmek gayesi ile, daha ziyade Esûlûcya Aristûtâlîs, Kitâbü’l-Îzâh fî’l-Hayri’l-Mahz Li Aristûtâlîs ve Risâle fî ilmi’l-İlâhî gibi eserler üzerinden gidildi. Sonraki oturumlarda tahlil edilen sudûr teorisi, tanrı tasavvuru ve nefs teorisi konu başlıkları ise ilk oturumda ana hatları ile değinilen Esûlûcya Aristûtâlîs adlı eser üzerinden derinleştirildi. Söz gelimi ikinci oturumun konusu olan sudûr teorisine dair ulvî alemden taşan feyzin mahiyeti ve taşma sürecinin merhaleleri Esûlûcya metni temele alınarak tartışıldı.

Yukarıda ifade edildiği üzere seminer dizisinin ikinci oturumu Yeni Eflâtunculukta sudûr teorisini incelemeye hasredildi. Bu bağlamda Mutlak Bir’in çoklukla ilişkisi, diğer bir ifade ile mevcudatta görülen çoklu ve mürekkep yapının nasıl meydana geldiği soruları masaya yatırıldı. İkinci oturumdaki müzakere ağırlıklı olarak Yeni Eflâtunculuktaki “birden bir çıkar” ilkesi etrafında şekillendi. Buna göre mutlak bir ve basit olan Tanrı’dan meydana gelen çokluk “Tanrı 1; külli akıl 1+1; külli nefs 1+1+1; son nesne 1+1+1+…(n)” şeklinde matematiksel bir temsil ile formüle edildi.

Seminer dizisinin üçüncü oturumunda Yeni Eflâtuncu tanrı tasavvuru mevzubahis edildi. Bu oturumda Yeni Eflâtunculuğu tevarüs eden filozoflar üzerinden ayrıntılı tasvirî sunumlar yapılmakla birlikte aynı zamanda Yeni Eflâtuncu felsefede Tanrı için kullanılan “Bir”, “İlk”, “el-Evvel”, “el-Akıl”, “el-Vâhid”, “el-Hayr”, ve “fevka’t-Tamâm” gibi isimler üzerinden ulvî ve ilâhî aleme ilişkin Yeni Eflâtuncu yaklaşımlar derinleştirildi. Son olarak, Yeni Eflâtuncu tanrı tasavvurunun diğer imalarını da ifşa etmek gayesi ile, İbn Hazm, Gazzâlî, Şehristânî ve İbn Rüşd gibi Yeni Eflâtunculuğu tenkit eden isimlerin Bir/Tanrı ve niteliklerine dair yönelttikleri eleştiriler değerlendirmeye tabi tutuldu.

Seminer dizisinin dördüncü ve son oturumunda ise bütüncül bir Yeni Eflâtunculuk resminin ortaya çıkabilmesi için üzerinde durulması gereken bir diğer temel mevzu ele alındı: Nefs teorisi. Bu bağlamda Yeni Eflâtunculuğa göre nefsin yapısı ve mahiyeti; bahusus onun gayri maddi ve kevn-fesadın dışında oluşu, ezelde tek bir seferde defaten meydana gelmesi ve cüzî bir şeyin içinde bulunduğunda orada mahsur kalmış halde değil de müstakil olarak bulunuyor oluşu gibi alt başlıklar vurgulandı. Bilindiği üzere İslam düşüncesinde kelamcılar ve filozoflar arasındaki esaslı tartışma ve ihtilaf konularından biri de insandaki bilen öznenin (nefsin) cismanî mi yoksa gayri cismanî mi olduğu hususudur. Bu tartışmanın ehemmiyetine binaen son oturumda Yeni Eflâtunculuğun dini bir disiplin olan kelam üzerine yansımalarına ışık tutabilmek amacına matuf olarak, kelamcıların genelini gayri cismanî nefs görüşünü reddetmeye sevk eden deliller ve sonraki dönem kelamcılarını aksi görüşe yaklaştıran âmiller üzerinde ayrıca duruldu. Nihayet son oturum ile Yeni Eflâtunculuk resminin mütemmim bir cüzü olarak nefs teorisi anlatıdaki yerini almış oldu.

İllet, gaye ve tertibi yukarıda ifade edildiği üzere gerçekleşen ve İslam felsefesi, kelam, tasavvuf gibi İslam düşüncesinin muhtelif sahalarında çalışmalar yürüten araştırmacıların iştirak ettiği dört oturumluk “Yeni Platonculuğun Arapçaya İntikali: Tarih, Eserler, Meseleler” isimli seminer dizisinin çıktısı olarak, gerek bizzat İslam felsefesi alanında araştırmalarda bulunan gerekse dersin içeriğinden istifade ederek araştırmalarını zenginleştirebilecek kelam, tasavvuf vb. alanlardaki araştırmacıların seminer vesilesi ile elde ettiği Yeni Eflâtunculuk & İslam felsefesi ilişkisi hakkındaki ihâtalı kavrayışı zikretmek mümkündür.