Şerhu’l-Mevâkıf ve Hâşiyeleri Bağlamında Naklî Delilin Kesinliği Problemi

ŞERHU’L-MEVÂKIF VE HÂŞİYELERİ BAĞLAMINDA NAKLÎ DELİLİN KESİNLİĞİ PROBLEMİ                                                                                             

Saha: Kelam

Tez Sahibi: İsrafil Şen

Tür: Tez Müzakeresi

Tarih: 5 Kasım 2020

Katılımcı Sayısı: 27

 

Lisansüstü Tez Müzakerelerinin 2020-2021 Dönemi 2. Oturumunda İsrafil Şen’in “Şerhu’l-Mevâkıf ve Hâşiyeleri Bağlamında Naklî Delilin Kesinliği Problemi” başlıklı tezi müzakere edildi.

İSM İhtisas Çalışmaları kapsamında geleneksel hale gelen Lisansüstü Tez Sunumlarının 2020-2021 Dönemi 2. oturumu 5 Kasım 2020’de gerçekleşti. Bu oturumda İSM mezunlarından olup halen İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Arap Dili ve Belağatı Bölümü araştırma görevliliği vazifesinde bulunan İsrafil Şen’in Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kelam Ana Bilim Dalı’nda 2020 yılında Prof. Dr. Hülya Alper danışmanlığında bitirdiği “Şerhu’l-Mevâkıf ve Hâşiyeleri Bağlamında Naklî Delilin Kesinliği Problemi” isimli yüksek lisans tezi aşağıdaki sorular merkeze alınarak müzakere edildi:

  • “Naklî delil” ve “naklî delilin kesinliği problemi” ne demektir? Temelde hangi disiplin(ler)in alanına girmektedir?
  • Eş´arî gelenekte bu probleme nasıl yaklaşılmıştır?
  • Önemli bir Eş´arî kelâmcısı olarak Cürcânî, meşhur eseri Şerhu’l-Mevâkıf’ta bu problemi nasıl ele almış ve nihayette hangi neticeye varmıştır? Onun teorik düşüncesi ile pratik uygulaması arasında nasıl bir ilişki söz konusudur?
  • Cürcânî’nin bu meselede benimsediği görüşler, Şerhu’l-Mevâkıf etrafında oluşan literatürde nasıl bir karşılık bulmuştur? Muhtelif zamanlarda yaşayan hâşiye yazarları Cürcânî’nin görüşlerini nasıl tahlil etmiş ve kendileri bu probleme nasıl yaklaşmıştır?
  • Bir problem olarak naklî delilin kesinliği meselesi bugünün İslâm dünyası için nasıl bir önemi haizdir?

Sunumuna tez konusu seçimi, tez yazma süreci ve tez sistematiğinden bahsederek başlayan İsrafil Şen, akabinde asıl tez konusu olan gelenekte naklî delil ve kesinliği konusuna değindi. Naklî delilin kesinliği probleminin esasında kelamın epistemolojisi ve metodolojisine dair bir mesele olmakla birlikte dil felsefesini, vaz’ ilmini, usul ilmini ilgilendiren boyutların da bulunduğunu belirten Şen, tez yazım sürecinde klasik (daha çok Eş’arî ve Mu‘tezilî) ve modern kaynaklar üzerinden konu araştırması yaptığını, Şerhu’l-Mevâkıf haşiyelerinden ise ellinin üzerinde nüshayı incelediğini ifade etti ve akabinde Kelam ilmi literatüründe önemli bir mevkide bulunan Şerhu’l-Mevâkıf adlı eserin içeriğinden ve öneminden bahsetti.

Müslümanların dini anlama ve yaşama noktasında kendilerine rehber edindikleri Kur’an ayetlerinin ve Hz. Peygamberin sözlerinin yakîni (kesin) bilgi verip vermeyeceği probleminin İslam âlimleri tarafından tarihsel süreç içerisinde ele alınmış önemli konulardan birisi olduğunu belirten Şen, söz konusu problemin özellikle müteahhir dönem kelam uleması arasında tüm yönleriyle incelendiğini ifade ederek dönemin önemli temsilcilerinden Seyyid Şerif Cürcanî’nin konuya farklı bir bakış açısı getirdiğini ileri sürdü.

İsrafil Şen, öncülleri itibariyle nakle dayanan delilin kesinliği meselesinin tarihsel süreç içerisinde naklî delilin ilki sübûtu açısından ikincisi de delâleti açısından ele alındığı, söz konusu mevzuda alimlerin sübut noktasında bir problem görmeyip o hususu müsellem kabul ettiklerini dolayısıyla Kur’an ayetleri ile mütevatir hadisleri mevzu bahis ettiklerini ifade etti. Ayrıca kelamcıların, usulcülerin yaklaştığı yön olan delalet hususu dışında konuya bir de akıl-nakil cihetinden yaklaştığını belirten İsrafil Şen, nakli delilin kesinliği probleminin tarihçesine değindi. Söz konusu problem naklî delilin kesinliği başlığı ile ve üç açıdan [dilsel (vaz’ın tespiti), irade (şariîn kastının tespiti) ve akıl-nakil ilişkisi] ilk olarak Fahrettin Razi tarafından ele alındığını ifade etti.

Cürcânî’nin mevzubahis problemi üç kısımlı bir sistem içerisinde incelediğini belirten Şen’in tespitine göre, Cürcânî ilk olarak naklî delilleri vaz´ açısından ele alıp dilsel olarak kendi anlamlarına olan delâletlerinin kesinlik ifade edip etmediğini sorgulamış, Eş’arîlerin cumhuru ile Mu‘tezile âlimlerinin, vaz’ın tespitinin gerek ahad haberlere gerekse de kıyasa dayanması sebebiyle zannilik bildirdiği görüşünü eleştirmiştir. İkinci olarak ise naklî delilleri, şâriin kastının tespiti açısından ele alıp şâriin onlarla ne kastettiğinin kesin bir surette belirlenip belirlenemeyeceğini tetkik etmiş, şariîn kastının bilinmesinde ve kesinlik bildirmesinde bazı ihtimallerin bulunduğu (müşterek lafız, mecaz, takdim-te’hir vb.) dolayısıyla da bunlardan kesinlik elde edilemeyeceği görüşünde olan kimseleri tenkit etmiştir. Cürcânî son olarak ise naklî delilleri akıl ile muaraza açısından ele almış, aklî bir muarızın bulunması durumunda onların kesinlik ifade edip edemeyeceklerini tartışmıştır.

Tez müzakeresinin son bölümde ise katılımcıların sormuş olduğu; naklî konularda da müşterek lafız, mecaz vb. kullanımlar olabildiği halde naklî konularda nakil kesinlik ifade edebiliyor mu? Razi’nin lafızdan kat’iyyet çıkar mı konusunda söz konusu ettiği hususlara yaklaşım nasıl olmalıdır? Emrin vücub-nedb’e delalet etmesinin kendi anlamı olup olmadığı vb. soruları ile konu detaylı bir şekilde ele alınmış oldu.