İmam Mâturîdî’de Dil ve Delâlet

İMAM MÂTURÎDÎ’DE DİL VE DELÂLET

Saha: İslam Hukuku

Tez Sahibi: Mustafa Tanrıver

Tür: Tez Müzakeresi

Tarih: 3 Aralık 2020

Katılımcı Sayısı: 22

 

İSM İhtisas Çalışmaları kapsamında geleneksel hale gelen Lisansüstü Tez Müzakerelerinin 2020-2021 Dönemindeki 3. Oturumu 3 Aralık 2020 tarihinde gerçekleşti. Bu oturumda İSM mezunlarından olup halen İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Arap Dili ve Belağatı Bölümü araştırma görevliliği vazifesinde bulunan Mustafa Tanrıver’in İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı’nda ve Prof. Dr. Mürteza Bedir danışmanlığında hazırladığı ve 2020 yılında tamamladığı “İmam Mâturîdî’de Dil ve Delâlet Meselesi” isimli yüksek lisans tezi aşağıdaki sorular merkeze alınarak müzakere edildi:

  • İmam Mâturîdî öncesinde beyanın farklı kavramsal kullanımları nelerdir? İmam Mâturîdî’nin beyan teorisi nedir?
  • İmam Mâturîdî’nin kelâmullah, ilahî hitap ve Kitab hakkındaki tasavvurları nasıldır? Bu tasavvurları dilin hüccet oluşu hakkındaki kanaatiyle uyumlu mudur?
  • İmam Mâturîdî, nasların dilini Allah’ın muradını ifade etmede tek başına bir hüccet olarak görmekte midir? Ona göre Hz. Peygamber’e yetişemeyen bir kimse Allah’ın muradını nasıl bilebilir?
  • İmam Mâturîdî’nin lafızların (8 tanesi) delaletiyle alakalı görüşleri nelerdir? Bu görüşleri ile dilin hüccet oluşu hakkındaki kanaati uyumlu mudur?

Sunumuna tez konusu seçimi, tez yazma süreci ve tez sistematiğinden bahsederek başlayan Mustafa Tanrıver, akabinde İmam Mâturîdî ve beyanın dil bilimsel zemini konusu ile tez konusuna giriş yaptı. Bu bağlamda 6. ve 7. Yüzyıl Hicaz Arapçası, Mâturîdî’nin dil bilimcilere yapmış olduğu atıflar, İlahî hitap ile Arap dili arasındaki paralellik, sahabenin Arap dilini bilmeleri ve vahiy ortamına şahit olmaları noktalarını açıklayarak İmam’ın beyan teorisine yaklaşımında önemli olan temel hususları aktardı. Tanrıver’in tespitine göre, Mâturîdî, beyan kavramını Allah Tealâ’nın kullarına emrettiği veya yasakladığı hükümleri yani muradını kullara iletme yolları olarak tanımlamış ayrıca beyanı, her biri vahiy ürünü olan ve lafızlara yerleştirilen manalara karşılık gelen sem’î / fıkhî ve aklî / kelamî olmak üzere iki sınıfa ayırmış akabinde hem aklî beyanın hem de sem’î beyanın Allah’ın doğrudan açıkladığı hükümlerin oluşturduğu kısım ve  kendisi açık olan bu kısımdan çıkış noktaları bularak diğer hükümlerin belirlendiği kısım şeklinde ikili tasnife tabi tutmuştur.

Tanrıver, Mâturîdî’de beyan konusunu işledikten sonra tezin ana sorusu olan “Allah’ın muradını ifade etmede Arap dili tek başına delil teşkil ediyor mu?”, bir başka ifadeyle “Lafızlar vaz’ edildikleri manayı ifade etmede tek başına yeterli midir?” sorusuna geçiş yaptı. Bu soruya cevap ararken Mâturîdî’nin kelâm ve mana ile alakalı konulara nasıl yaklaştığı hususlarına baktığını belirten araştırmacı, ilk olarak Mâturîdî’nin Kelâmullah tasavvurunu ele aldığını, Kelâmullah terkîbinin kadîm olan mana için hakikat manasını taşımasına karşın lafzî kelam için mecaz anlamını ihtiva ettiğini belirtti. Tanrıver bu meselede Mâturîdî’nin “Allah’ın kelamını işitebilmesi için…” (Tevbe 9/6) ayeti kerimesine yapmış olduğu yorumu delil getirdi.  Buna göre Mâturîdî, Allah’ın emir ve yasaklarının hadis manalara intikal etmesi sonucu Allah’ın kelâmının işitilebilir olduğu sonucuna ulaşmış ayrıca söz konusu manaların lafızlara yerleştirilen manalar olduğunu ifade etmiştir. Sonuç olarak kadim sıfatın hâdis varlıklarla tealluku sonucu oluşan emir, nehiy vb. manaların beyanın her iki türüne de tekabül ettiğini ileri süren Tanrıver, böylece Kelâmullah anlayışı ile hem beyan anlayışı hem de lafızlara yerleştirilen manaların aynı bütünün birer parçası olduğunu belirtmiştir.

Kelâm ve mana ile alakalı olarak incelediği bir diğer konunun Mâturîdî’nin ilahî hitap tasavvuru olduğunu ileri süren Tanrıver, ilk olarak Mâturîdî’de tefsir ve te’vil ayrımına değindi. Mâturîdî’nin, ayetten Allah’ın muradının kesin olarak bilinmesi olarak tanımladığı tefsir kavramını sadece sahabeye has kıldığını belirten araştırmacı, Mâturîdî’ye göre sahabenin böyle özel bir konumda bulunmasının sebebini ise onların sahip olduğu dil bilgisi değil de vahiy ortamına şahitlik etmeleri olarak açıkladığını ileri sürdü. Bu yorumdan hareketle Tanrıver, Mâturîdî’ye göre ilâhî hitabın anlaşılması hususunda dil bilgisi ve nasların da ötesinde bazı hususların gerekli olduğunu belirtti.

Bir diğer husus olarak Mâturîdî’nin Kur’an’daki kıssaları ele aldığını burada ise lafızlardan çok manalara odaklanmayı tercih ettiğini belirten Tanrıver, Mâturîdî’nin lafızlar karşısında manayı öne çıkardığını belirterek İmam’ın ilahî hitapla karşılaşan kimsenin yapması gereken işin lafızlara konulan manaları anlamak olarak belirttiğini ifade etti. Tanrıver, manaya bu denli önem veren Mâturîdî’nin lafzı da tamamen dışlamadığını, mananın hüccet olması gibi lafzın da hüccet olduğunu belirterek lafız ve mana arasında bir telif yapılmasının gerekliliğini savunduğunu sonuç olarak da söz konusu dengede ağırlığın manaya verilmesi ve bu manaların nazma hâkim kılınması şeklinde bir usul düşüncesini benimsediğini ileri sürdü.

Tüm bu hususları zikrettikten sonra Tanrıver, hitabı anlama hususunda dilin tek başına hüccet olamayacağını, nazmın bize Allah’ın muradını tam olarak veremeyeceğini, lafızların nasları anlama ve yorumlama sürecinde sahih anlamı güvenceye alacak bir karineye ihtiyaç duyduğunu, söz konusu karinenin ise ya dilin örf haline gelmiş kullanımı ya da hikmet kavramı olduğunu belirtti. Bu noktada hikmet kavramını ön plana çıkaran Mâturîdî’nin hikmetten tam olarak neyi kastettiğini tespit etme konusunda zorlandığı belirten Tanrıver, Mâturîdî’nin hikmeti tam olarak tanımlamadığını ancak kendi tespitine göre hikmetin Mâturîdî’nin sahip olduğu gelenek ve bu gelenekten kazandığı meleke olduğunu ileri sürdü. Hikmet kavramı hususunda Mâturîdî’nin Zâhirîlere de eleştiride bulunduğu belirtikten sonra Tanrıver, İmamın lafızların delaleti (Âmm, has vb. lafızlar, delilü’l-hitap, izmar vb.) ile ilgili görüşleri ve hikmet hususuna değinip sîganın hikmet olmaksızın Muradullah’ın anlaşılmasını sağlayamayacağını belirterek sunumunu sona erdirdi.

Tez sunumunun son bölümünde ise katılımcılar tarafından sorulan Râzî’nin dilin zanniliği konusunda gerek nakil açıdan gerekse de metodolojik ve kaynak açısından ileri sürmüş olduğu hususların Mâturîdî tarafından da kullanılıp kullanılmadığı, Mâturîdî’nin beyan teorisini Fıkıh usülündeki beyan teorisine göre mi yoksa Belağat ilmindeki beyan teorisine göre mi ele aldığı, hikmet kavramının yalnızca ahkam ayetleri ile mi sınırlı olduğu vb. sorular ile tez ayrıntılı bir şekilde müzakere edilmiş oldu.