Arnavutluk’ta Çıkan İsyanların İslâm-Osmanlı Ceza Hukuku Açısından İncelenmesi

ARNAVUTLUK’TA ÇIKAN İSYANLARIN İSLÂM-OSMANLI CEZA HUKUKU AÇISINDAN İNCELENMESİ

Saha: İslam Hukuku

Tez Sahibi: Fation Shabani

Tür: Tez Müzakeresi

Tarih: 8 Ekim 2020

Katılımcı Sayısı: 22

 

İSM İhtisas Çalışmaları kapsamında geleneksel hale gelen Lisansüstü Tez Müzakereleri’nin 2020-2021 senesindeki ilk oturumu 8 Ekim 2020 Perşembe günü gerçekleşti. İSM mezun ve hocalarından Fatih Şabani’nin, “Arnavutluk’ta Çıkan İsyanların İslâm-Osmanlı Ceza Hukuku Açısından İncelenmesi” başlıklı doktora tezinin müzakeresine farklı akademik sahalardan 22 lisansüstü (doktora sonrası, doktora, yüksek lisans) araştırmacı online olarak iştirak etti.

Osmanlı Devleti’nin, özellikle hukuki ve idari alandaki yönetim şekline dair çağdaş literatürdeki bazı çalışma ve tartışmalarda, şer’î-örfî hukuk ayrımından hareketle Osmanlı’da yönetim biçiminin “seküler hukuk” esaslı olduğu ve şeriate aykırı bulunduğu yönünde birtakım iddialar ileri sürülmektedir. Son zamanlarda yapılan çalışmalardaki bu yaygın kanaatin aksine Osmanlı Devleti şer’î nizama göre yönetilmiş, dahası hukuki birlik ve istikrar amacıyla 16. yüzyıldan itibaren Hanefi mezhebi, resmî mezhep olarak tercih edilmiştir. Bu uygulamanın bir sonucu olarak hukukun diğer alanlarında olduğu gibi ceza hukukuna dair ayrımda da bu mezhebin yaklaşımı esas alınmıştır. Fatih Şabani’nin, bu çalışmasında dikkate aldığı üzere suçlar ve suçlara yönelik cezaların, kısas, had ve ta’zir şeklindeki üçlü tasnifinde isyan suçu, diğer üç mezhepte had suçları kapsamında değerlendirilirken Hanefi mezhebinde ise ta’zir suçları kapsamında görülmektedir. Dolayısıyla ta’zir suç ve cezalarında olduğu gibi isyan suçu ve buna yönelik cezaların belirlenmesinde de takdir yetkisi ulü’l-emre (devlet yetkililerine) bırakılmaktadır.

Şabani mevzubahis edilen konuyu, Arnavut bölgesi ve 1560–1590 yıllarıyla sınırlı olarak zimmî statüsündeki tebaanın isyanlarını, İslâm-Osmanlı ceza hukuku açısından incelemeyi hedeflemekte ve bu yıllar arasına ait Mühimme Defterleri, Dîvân-ı Hümâyun kararları ve şeyhülislam fetvaları arasındaki tutarlılıkları araştırmaktadır. Şabani’nin temelde cevap aradığı meseleler şu şekilde ifade edilebilir: İslam Hukuku açısından isyan suçunun mahiyeti ve cezası hangi ceza kategorisinde yer alır? Osmanlı Devleti’ne isyan eden Arnavutların dini mensubiyeti ve isyan sebepleri nelerdir? Osmanlı Devleti’nin Arnavut isyanlarına yönelik yaklaşımı nasıldır? Zimmî statüsündeki isyancılar cezalandırılırken şeriata/kanuna ne ölçüde riayet edilmiştir? Bu bağlamda Dîvân-ı Hümâyun hükümleri ile Hanefi füru fıkhı ve bilhassa Şeyhülislam fetvaları arasında uyum var mıdır?

Tez sunumuna, konu seçme ve yazım sürecinden bahisle başlayan Şabani, öncelikle tezinin birinci bölümünde yer verdiği üzere fıkıhta, isyan kelimesinin eş anlamda kullanımı olarak “bağy” ve “hurûc” kavramlarının kullanıldığını ve isyan kelimesinin ise bir kavram olarak yer almadığını belirtti. Daha sonra dini ve siyasi amaçlı isyan türlerine değinerek bu suçun, ceza hukuku tasnifindeki yerine, bir eylemin isyan suçu olarak değerlendirilebilmesi için gereken şartlara, zimmîlerin isyanı halinde onlara uygulanacak hükümlere temas etti.

Tezin ikinci bölümü olarak ana başlıkta da belirtildiği üzere Arnavutluk’ta çıkan isyanlar meselesine intikal eden Şabani, 1560-1590 arasında bu bölgedeki Ohri, Dukakin, İşkodra, Avlonya, İlbasan sancaklarında isyanların vukû bulduğuna ve bu isyanların sebepleri arasında Balkan tarihçilerinin iddia ettiklerinin aksine siyasi bir amacın olmadığına ve daha ziyade vergi vermemek için isyan edildiğine değindi. Osmanlı hukukunda isyan suçu ve cezası konulu üçüncü bölümde ise Şeyhülislam Ebussuûd Efendi’nin fetvalarında yer aldığı üzere “isyan” kelimesinin, Müslüman tebaanın isyanlarını ifade etmek için kullanılan “bağy”, “hurûc”, “buğât” kelimelerinden farklı olarak zimmî tebaanın eylemlerini ifade etmek üzere kullanılmaya başlandığını, daha sonra gelen şeyhülislamlar tarafından da aynı kullanımın devam ettirildiğini belirtti.

Sonuç bölümünde, tezin ana sorusu olarak bu isyanların ceza hukuku alanındaki hükmü ve yapılacak muamele noktasında, Dîvân-ı Hümâyun’da bulunan yöneticilerin verdikleri kararlarda şer’î hukuka ne derece riayet ettiklerine cevaben Şabani, yukarıda işaret edilen kaynakları karşılıklı olarak incelemek suretiyle otuz yıllık bu süre içerisindeki isyanların, şeriata uygun bir biçimde çözüme kavuşturulmaya çalışıldığının altını çizdi. Öte yandan Dîvân-ı Hümâyun’un taşradaki valilere, kadılara, sipahilere vs. gönderdiği hükümleri muhtevi olan Mühimme Defterleri’nin, hukuken çok zengin veriler içerdiğini ancak söz konusu kaynakların bu açıdan fazla incelenmediğine işaret etti. Bir diğer açıdan bu kaynakların, özellikle şeyhülislam fetvalarının arka planını anlamak noktasında hesaba katılması gerektiğini vurguladı. Katılımcıların çeşitli soruları ile konu ele alınmış oldu.