Kelâm İlminin Bilimsel Kimliğine Dair Tartışmalar

KELAM İLMİNİN BİLİMSEL KİMLİĞİNE DAİR TARTIŞMALAR

Saha: İslam Düşüncesi

Hoca: Dr. Murat Kaş

Sekreter: Emrah Alağaş

Tür: Seminer Dizisi

Süre: 4 Oturum

Katılımcı Sayısı: 15

 

Nazarî düşünce geleneklerinin kelâm, felsefe, tasavvuf ve işrâkîlik olarak tespit edildiği meşhur tasnifte kelam ilminin “nebevî bir öğretiye/vahye bağlı nazar ve istidlal” yöntemini kullandığı belirtilmiştir. Kelamın vahye bağlı olması, onun esasında küllî bir disiplin olmadığı yönünde hem bizzat bazı kelamcılar hem de Meşşaî filozoflar tarafından eleştirilere maruz kalmasına sebep olmuştur. Diğer taraftan İbn Arabi sonrası tasavvuf geleneğinin metafizik bir disiplin olma iddiasıyla ön plana çıkması ile birlikte vahye bağlı olup olmamaktan çıkan tartışma yöntem tartışmalarına dönüşmüştür. Kelam ilmi, başlangıçta bir nas yorumu olarak ortaya çıkmış olsa da erken dönemden itibaren metafizik bir sistem ve küllî bir ilim olmaya doğru evrilmiştir. Dinî düşünce geleneğinin bir parçası olan kelam ilmi içerisinde yürütülen nazarî faaliyetlerin bir şekilde naslarla ilişkilendirilmesi, onun metafizik yönünü ortadan kaldırmamıştır. Bununla birlikte kelamın naslara dayalı olarak inşa edilen bir disiplin olmasının, onun küllîliğine ve nazarîliğine engel teşkil edip etmediği sorusunu gündeme getirmiştir. Keza kelamın diğer şerî ilimlere ilkelerini veren bir disiplin olması, onun bütün mevcutlara ilişkin soruşturmayı deruhte etmesini intaç etmiş, bu da kapsam ve içerik tartışmalarına yol açmıştır. İnanç esaslarını akılla temellendirme çabasının da eşlik ettiği bu iki temel sorun daha alt düzlemde akıl ile vahiy, bilgi ile inanç arasındaki ilişkiye, akıl yürütmenin sınırlarına, yorumun doğasına, akıl yürütme yöntemlerine, kelam ilminin mevzusuyla ilgili tartışmalara zemin hazırlamıştır.  Kelam ilminin, tarihinin hiçbir döneminde, bütün mevcutları inceleme amacını güden bir disiplin olma iddiasından vazgeçmediği açık olmakla birlikte, her dönemde değişik saik ve gerekçelerle öne sürülen görüşler, onun bilimsel kimliğine ve soruşturma alanının sınırlarına yönelik birtakım tartışmaları beraberinde getirmiştir.

İslâm nazariyatının gücü ve sınırlarının daha açık hale gelmesi adına kelam ilminin bilimsel kimliğine dair bugüne kadar yapılan çalışmaların, temel iddialarını tespit edecek bir değerlendirmeye tâbi tutulması gerekmektedir. Buna binaen İSM İhtisas Çalışmaları 2020 Güz Dönemi faaliyetleri kapsamında “Kelam İlminin Bilimsel Kimliğine Dair Tartışmalar” başlığı ile dört oturumdan müteşekkil bir seminer dizisi düzenlendi.

İslam Düşüncesi sahasında çalışmalar yürüten  15 lisansüstü araştırmacının (8’i İSM mezunu) katılımıyla gerçekleşen seminer dizisinin 4 Kasım 2020 tarihindeki birinci oturumunda kelam ilminin diğer dini disiplinlere ilkelerini veren küllî bir disiplin olması, Gazzâlî sonrası ve özellikle Fahreddin Râzî ile birlikte Meşşaî felsefenin kavramlarının kullanılmasının kelamı usulü’d-din olmaktan çıkardığına dair yapılan eleştiriler, daha çok İbn Haldun’la gündeme getirilen kelamın felsefîleşmesi ve kelamın bütün mevcutları inceleyen bir disiplin olması meseleleri müzakere edildi. Bu bağlamda Eşref Altaş’ın “Felsefî Kelâmın Mahiyeti: Müteahhirûn Kelâmında Mezc ve Telfîki Nasıl Anlamalı?” ile “Kelâmın Metafizik Olarak İnşâsı Mümkün Müdür?” makaleleri ve Ömer Türker’in “Kelâm Geleneğinde Adudiddin el-İcî: Kelâmın Bilimselliği Sorunu” makalesi okunup tahlil edildi.

Seminer dizisinin ikinci oturumunda Farabi’nin kelam tasavvuru ile bunun Gazzali’de nasıl bir yankı bulduğu meseleleri irdelendi. Bu tartışmalara zemin oluşturması adına Farabi’nin İhsau’l-Ulûm ve Kitâbü’l-Mille’si ile Gazzâlî’nin el-Munkız mine’d-Dalâl’i okundu. Buna göre Farabi’nin –mille teorisinde ilkelerini koyduğu üzere- kelâma, mille reisinin koyduğu hükümleri savunma ve karşıt görüşleri tezyif etme payesini verdiği, kelamın burhânî değil hatabî bir disiplin olduğunu düşündüğü ve onun bu görüşlerinin mütehayyile kavramı merkezli bir metafizik arka plana dayandığı meseleleri derinleştirildi. Diğer yandan Gazzâlî’nin, kelam ilminin nazarî felsefenin bütününe tekabül eden bir disiplin olarak değil, yalnızca mantık ve metafiziğin mukabili olarak gördüğü tespiti yapıldı.

Seminer dizisinin üçüncü oturumu kelam ilminin mevzusuna hasredildi. Kelamın mevzusu ile ilgili çeşitli akademik makalelerin yanı sıra Urmevi’nin “Risâle fi’l-fark beyne nev’ayi’l-ilmi’l-ilâhi ve’l-kelâm” metni tahlil edildi. Kelamın konusuyla ilgili temel iki yaklaşımın -ilki, Gazzâlî ile şöhret bulmuş olan “mevcut olmak bakımından mevcut”, ikincisi, Urmevi’nin yukarıda zikredilen risalesinde iddia ettiği “Tanrı’nın zatı”- uzantıları ve hareket noktaları tartışıldı. Son olarak kelamın mevzusu ile ilgili tartışmaların Memlük coğrafyasındaki yansımaları Murat Kaş hocanın kaleme almış olduğu “Kelam İlminin Bilimsel Kimliğiyle İlgili Tartışmaların Memlük Coğrafyasındaki Yansımaları” makalesi üzerinden incelendi.

Seminer dizisinin dördüncü ve son oturumunda ise kelam ilminin yöntemi müzakere edildi. Yöntem tartışmalarına zemin oluşturması için Fahreddin er-Râzî’nin Nihayetü’l-Ukûl adlı eserinin mukaddimât bölümü okundu. Yöntem sorununun esas itibarıyla varlık anlayışı, bilgi teorisi ve tanım teorisi göz önünde bulundurularak ele alınması gerektiği tespiti yapıldı. Kelamcıların tanım teorilerinin cevher-araz ontolojisine dayandığı ve bunun metafizikteki karşılığının zat-sıfat ayrımı olduğu dile getirildi. Ontolojik nedenselliği/zorunluluğu reddeden kelamcıların epistemolojik zorunluluğu nasıl temellendirdikleri meselesi izah edildi.

İslam metafizik geleneklerinin tamamını ilgilendiren meselelerin ele alındığı ve kelam, İslam felsefesi, tasavvuf ve Arap Dili ve Belagatı gibi İslam düşüncesinin muhtelif sahalarında çalışmalar yürüten araştırmacıların iştirak ettiği dört oturumluk “Kelam İlminin Bilimsel Kimliğine Dair Tartışmalar” isimli seminer dizisinin çıktısı olarak, gerek bizzat kelam alanında araştırmalarda bulunan gerekse dersin içeriğinden istifade ederek araştırmalarını zenginleştirebilecek İslam felsefesi, tasavvuf vb. alanlardaki araştırmacıların seminer vesilesi ile elde ettiği “bir ilmin bilimsel kimliği nasıl tespit edilir” sorusu hakkındaki ihâtalı kavrayışı zikretmek mümkündür.